Yalçin Savas
Teknik Koodinatör
SAD - Akdeniz foku Arastirma Grubu
Ege Programi
12 Ekim 1998
Akdeniz foku Monachus monachus dünyanin en nadir ilk alti memeli hayvan
türü arasindadir. IUCN (Dünya Dogayi ve Dogal Kaynaklari Koruma
Birligi tarafindan her yil yayinlanmakta olan ve nesli tehlike altindaki canli
türlerinin durumlari hakkinda bilgi veren “Red Data Book”larda
1964 yilindan beri “ileri derecede risk altinda” olan canli türlerini
içeren listelerde yer almaktadir.
Akdeniz fokunun dahil oldugu Kesis Foklar Monachinae alt ailesi yaklasik olarak
15 milyon yildir yer yüzünde yasamaktadir. Bu itibarla bu foklar henüz
daha Akdeniz ortada yokken ve insan nesli olusmadan çok daha önce
yer yüzünde yasamakta idiler.
Akdeniz fokunun dogal dagilim alani Dogu Atlantik’te Portekiz kiyilarindan Fildisi sahillerine, Akdeniz, Ege, Marmara Denizi’nin tüm kiyilarini da kapsayarak; Karadeniz’de Azak Denizi’ne kadar uzanmaktadir.
Ancak, 20. yy. içerisinde bu türün yasam alani ileri derecede daralmistir. Bu gün yer yüzünde var olan Akdeniz foklari iki temel cografyada yogunlasmis durumdadir: Bati Sahrasi kiyilari; Ege denizi dogu kiyilari ve Adalari ile Türkiye’nin Akdeniz sahilleri. Akdeniz’in halen fok kalan diger kiyilari Fas ve Cezayir sahilleridir. (Akdeniz fokunun Dünya’daki günümüz yasam alanlari ekte sunulmustur.) Ancak bu kiyilardaki populasyon gelecek için umut duyulacak boyutta degildir.
Türkiye, Yunanistan’la birlikte nesli tükenme tehdidi ile karsi karsiya olan bu deniz memelisinin, Akdeniz kiyisal ekosisteminden yok olmamasi için gereken tüm önlemleri almak sorumlulugu ile karsi karsiyadir.
Akdeniz foku neden tükenmemelidir?
Yeryüzündeki tüm canli varliklar; etraflarindaki cansiz varliklara, iklim, isik, hava ve su hareketleri ile kimyasal sartlara bagli olarak birbirleriyle belli iliskiler ve dengeler içerisinde yasarlar. Bu iliskiler dünyanin ve yasamin milyonlarca yillik geçmisi süresince meydana gelmistir ve çevresel kosullardaki ani degisiklikler nedeniyle bozulabilirler. Iklim kosullarinin degismesi, su yada toprak kimyasinin degismesi gibi...
Belirli bir cografyada, o bölgedeki çevresel kosullar ile bu kosullara bagli olarak bir arada yasamakta olan canlilar bir ekosistem olusturur. Ekosistemin sagligi, o sistemdeki canli nesillerinin sagligi ile dogru orantilidir. Çünkü, yukaridaki paragrafta da belirtildigi gibi; bu canli guruplari milyarlarca yillik bir süreç içerisinde meydana gelen çevresel sartlardaki degisimlerle kosut olarak gelismisler ve bir araya gelmislerdir. Bu canli soylarindan bir yada bir kaç tanesinin dogal sinirlarin ötesinde azalmasi yada tamamen tükenmesi, sistemdeki diger canlilari (ve sonuç olarak tüm bir ekosistemi) etkiler. Canli nesillerinin olagan disi olarak azalmasi yada tükenmesi çevresel sartlardaki degisimlerle (iklim kosullarinin degismesi, kimyasal özelliklerin degismesi, yasam ortaminin bozulmasi) yada dogrudan dogruya bu canlilarin asiri miktarlarda avlanmasi / öldürülmesi ile meydana gelir.
Yer yüzündeki çevresel sartlarin degisimi günümüzde iki degisik sekilde meydana gelmektedir: Dogal olarak ve insan etkisi ile...
Çevresel sartlarin dogal degisimi dünya var oldugundan beri süregelen ve genellikle çok yavas ilerleyen bir süreçtir. Ekosistemlerin cansiz bilesenlerindeki dogal degisimler, yavasliklari nedeniyle, ekosistemin canli bilesenleri arasindaki iliskiler bütünlügünü ani olarak etkilemez. Bir canli neslinin dogal olarak yok olma sürecinde bir diger canli her zaman onun yerini doldurmustur. Bu dogal süreç insan ömrüyle kiyaslanamayacak denli uzundur. Onlarca hatta yüzlerce milyon yil sürebilir.
Insan nesli, yer yüzünde var oldugu günden beri çevresel sartlari kendi çikarlari / ihtiyaçlari dogrultusunda degistirmektedir. Geleneksel yasam biçimlerinde, bu degisiklikler diger canli nesillerinin tükenmesi ile sonuçlanacak boyutlara varmaz. Kimyasal maddeler kullanilmaz, doga tarafindan yok edilmesi çok uzun zamanlar alacak çöpler üretilmez, keyfi yapilasmalar yapilmaz .
Içerisinde bulundugumuz asra girerken meydana gelen bilimsel ve onunla kosut teknolojik gelismeler, insan neslinin geleneksel yasam biçimini degistirmesi ve diger canli türleri ile dogal çevre üzerinde daha etkin olmasi ile sonuçlanmistir. Bu gün insanlik, yer yüzündeki tüm ekosistemlerin dogal döngüsünü bozabilecek güce sahiptir ve bu gücü kisa vadeli çikarlari için kullanmaktadir.
Insan da, diger tüm canli türleri gibi, yer yüzündeki dogal yasama, ekosistemlere bagimlidir. Ekosistemlerde meydana gelecek ani bozulmalardan insanlik da zarar görecektir, görmektedir.
Insanin hiç bir katkisi olmadan milyonlarca yilda meydana gelmis bir ekosistemin sartlarinin ve onu olusturan canlilarin insan eliyle ve çok kisa bir süre içerisinde degistirilmesi, eninde sonunda insanligin yasamini da etkileyecek önemli sonuçlar doguracaktir.
Akdeniz foku Akdeniz kiyisal ekosistemlerinin önemli bir parçasidir. Diger tüm etçil hayvanlar gibi, bu sistemin saglikli bir sekilde islemesinde rolü vardir. Günümüzde Karadeniz’deki fok populasyonu hemen tamamen tükenmistir. Karadeniz’de 1-3 adet fok kalmistir. Ancak foklar Karadeniz’de 1970’lerde tükenmeye baslamistir. Bu gün Karadeniz ekosistemleri kirlilik, yanlis ve asiri su ürünleri avciligi gibi nedenlerle can çekismektedir. Bu aksakliklarin ilk habercisi bundan en az 30 yil kadar önce Akdeniz foku olmustur.
Marmara Denizi de Karadeniz gibi kötü bir gidisin içerisindedir. Marmara kiyilarimizdaki fok sayisi da tükenme seviyesine gelmistir.
Günümüzde ise, bir zamanlar Karadeniz’de ve Akdeniz’in diger kesimlerinde yapilmis olan yanlis uygulamalar, ülkemizin Marmara, Ege ve Akdeniz kiyilarinda da tekrarlanmaktadir. Asiri, yasadisi ve yanlis uygulamalarla su ürünleri potansiyelimiz sömürülmekte; sular kimyasal ve evsel atiklarla kirletilmekte, kiyi alanlarinin yapisi asiri yapilasma sonucu bozulmaktadir.
Akdeniz foku, yasadigi ekosistemdeki besin aginin üst seviyelerindeki bir canli olarak; deniz kirliliginden, asiri balik avciligindan ve kiyisal yapilasmadan ileri derecede etkilenmektedir. Bu sorunlar, yukarida da degindigimiz gibi, yalnizca foklarin degil, esasinda foklarin da dahil olduklari Akdeniz kiyisal ekosistemlerinin sorunlaridir. Akdeniz foku bu ekosistemin temsilcisi durumundadir. Bu nedenle: “Akdeniz fokunu korumak; Akdeniz’i korumaktir!”.
Fok türlerinin hemen hepsi gibi; Akdeniz foku da hem denize hem de karaya bagimli olarak yasayan bir canlidir. Yasam alani kiyi alanlaridir. Sig kiyi sularinda beslenir. Kiyi magaralarinda ürer ve uyur. Kiyi alanlari ve kiyi ekosistemleri, diger (örnegin orman) ekosistemlerle karsilastirildiginda çok dar alanlar kapsar. Kiyisal ekosistemler, karada bir kaç yüz metre denizde ise bir kaç mil genisliginde dar seritler halinde uzanir. Bu nedenle insan etkisine diger tüm ekosistemlerden daha fazla açiktir. Akdeniz foku bu hassas ekosistemin en hassas canlilarindan birisidir. Sadece denizde meydana gelecek olumsuz degisiklikler degil; karadaki olumsuzluklardan da ileri derecede etkilenir. Kiyilardaki insan faaliyetlerinin artmasi ve özellikle kiyisal yapilasmalar Akdeniz fokunun yasam alanlarini daraltan en önemli etkenlerdendir.
Kiyi alanlarinin ve kiyisal ekosistemlerin korunmasi ise yanlizca Akdeniz foku için degil, bu ekosisteme bagimli olan insanlik için de hayati önem tasir. Balikçiligin vatandaslarimiz için geçim kaynagi ve ülkemiz ekonomisi için bir girdi olarak varligini devam ettirebilmesi, Akdeniz fokunun yasam alanlarinin korunmasina baglidir.
Turizm faaliyetlerinin büyük kismi denizle ilintilidir. Turizmin en önemli kaynaklarindan birisi de bozulmamis dogal alanlar ve biyolojik çesitliliktir. Dolayisi ile; Akdeniz foku yasam alanlarinin korunmasi ayni zamanda yurdumuz turistik potansiyelinin önemli bir kisminin da korunmasi demektir.
Mugla Ili Fethiye Ilçesi Kabak Köyü yalisini teskil eden Gemile Koyu (Kabak Koyu) Akdeniz fokunun Türkiye’deki önemli dagilim alanlari içerisinde yer almaktadir. SAD-AFAG tarafindan 1994 yilindan beri Fethiye Körfezi ve civarinda yürütülen arastirmalar Fethiye civarinda belirli bir fok populasyonun bulundugunu göstermistir. Fethiye Körfezi ve Dalaman’dan Patara kumsalina kadar uzanan kiyilar jeolojik yapi geregi bir çok koy, kovuk ve magara içermektedir. Kiyi magaralari Akdeniz fokunun varligi için hayati önem tasimaktadir. Bu bölgedeki kiyi magaralari (orta Karadeniz kiyilarimiz hariç) diger kiyilarimiza göre sayisal olarak daha fazladir ve hacim olarak daha büyüktür.
Gemile Koyu güney burnunda yer alan magara, Fethiye Körfezi civarinda bu güne kadar buluna en büyük ikinci kiyi magarasidir. Konumu ve özellikleri itibariyla ideal bir Akdeniz foku üreme magarasidir. Daha küçük olmakla beraber bir ikinci magara da Koy’un kuzeyinde yer almaktadir. Bu magara da gerek büyüklügü ve gerekse sert havalarda bile kuru kalacak kisimlari olmasi nedeniyle üreme magarasi özelligindedir. Gemile Koyu ve çevresinde (Koy’un Kuzeyinde bulunan Sümbeki Burnu’nun hemen kuzeyinde yer alan bir ev ve Gemile Koyu’nda baslamis ve yarim kalmis olan insaat hariç) hiç bir kiyisal yapilasma yoktur. Tüm kiyilar ormanliktir ve Akdeniz fokunun yanisira, Akdeniz kiyi kusaginda yasamakta olan bir çok diger canli türü için de yasam ortami olusturmaktadir.
Akdeniz foku ulusal mevzuatimiz geregince koruma altindadir: Merkez Av Komisyonu kararlarina göre 1977’den, 1380 sayili Su Ürünleri Kanunu uyarinca yayinlanan “Su Ürünleri Avciligini Düzenleyen Sirkülerler” uyarinca da 1978 yilindan beri Akdeniz fokunun Türkiye’de avlanmasi, öldürülmesi, canli olarak yakalanmasi ve fok magaralarina girilmesi yasaktir.
T.C. Hükümetleri’nin de taraf oldugu ve yasalarimiz geregi ulusal mevzuatimiz ayarinda geçerli sayilan Barcelona ve Bern Sözlesmeleri de, imza atan ülkeleri Akdeniz foku neslinin ve onlarin yasam ortamlarinin korunmasi konusunda sorumlu tutmaktadir.
Türkiye’de, Akdeniz foku neslinin ve yasam ortamlarinin korunmasi konusunda son yillarda önemli asamalar kaydedilmistir. Akdeniz kiyilarimizda bazi alanlar, Foça ve Yalikavak fok koruma alanlari olarak ilan edilmistir. Bir diger önemli gelisme de Akdeniz fokunun yurdumuzdaki yasam alanlarinin, sekreteryasi T.C. Çevre Bakanligi tarafindan üstlenilmis olan Ulusal Fok Komitesi’nin Teknik Alt Komite’si tarafindan tespit edilmis olmasidir. Istanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü, Sualti Arastirmalari Dernegi Akdeniz Foku Arastirma Grubu ve Türk Deniz Arastirmalari Vakfi bünyesinde Akdeniz foku üzerine çalisan arastirmacilar tarafindan belirlenen bu alanlar içerisinde Gemile Koyu da yer almaktadir.
T.C. Hükümetleri gerek ulusal mevzuatimizda yapmis olduklari düzenlemeler ve gerekse imzalanmis olan uluslararasi sözlesmelerle; Türkiye’deki Akdeniz foku bireylerinin ve yasam alanlarinin korunacagi garantisini vermislerdir. Son yillarda yapilmis olan çalismalar da bu verilen garantinin bir ispatidir.
Sonuç olarak; Akdeniz foku ve Akdeniz kiyi kusaginda yasamakta olan bir çok türe barinma alani olusturmakta olan Gemile Koyu’nun yapilasmaya açilmasinin gerek ulusal menfaatlerimiz ve gerekse yörede yasamakta olan insanlarin çikarlari açisindan zararli olacagi açiktir. Bu itibarla; Gemile Koyu ve Kabak Vadisi’nin yapilasmadan uzak tutulmasi için tüm yasal önlemlerin alinmasi gerektigine inaniyoruz.
Diger taraftan; bu önlemlerin alinmasi sirasinda yapilacak düzenlemelerin,
Vadi’nin kuzey yamaçlarinda bulunan Kabak Mahallesi’nde yasamakta
olan insanlarin tarimsal üretimlerini gerçeklestirmelerine ve Mahalle’nin
dogal genisleme ihtiyacina engel olmayacak sekilde belirlenmesi gerektigi görüsündeyiz.
Bu itibarla vadi içerisinde kiyi çizgisinden 200 m içeriye
kadar hiç bir yapilasmaya müsaade edilmemesi, baslamis olan insaatin
sahibi tarafindan yikilarak alanin eski haline getirilmesi; bu insaatin yapilabilmesi
ve ulasimin saglanmasi için Kabak Mahallesi’nden insaat alanina
orman içerisinde açilmis olan toprak yolun kapatilmasi ve agaçlandirilarak
eski haline getirilmesi, 200 m’den içeride ise yalnizca günübirlik
kullanim amaçli ve temelsiz yapilasmaya izin verilmesi uygun olacaktir.